Sosyal medyanın güncel estetik talepleri üzerinde oldukça etkili olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Cansabuncu, “Görselliğin bu kadar ön planda olduğu bir çağda, bize en çok gelen taleplerden biri ellerinde bir sosyal medya videosu ya da filtreli bir fotoğrafla ‘Bana bunu yapın’ denmesi oluyor. Ancak ben hekim olarak doğallıktan uzak, yapay ve aşırıya kaçan hiçbir uygulamayı desteklemiyorum. Unutmamak gerekir ki; herkesin yüz anatomisi, kemik yapısı ve cilt kalitesi kendine özeldir. Sosyal medyadaki o pürüzsüz filtreler veya dijital illüzyonlar gerçek hayatın anatomisiyle uyuşmaz. Bir başkasının görseli üzerinden, hele ki filtresine bakarak estetik planlaması yapmak tıbben doğru değildir. Bizim amacımız bir başkasına benzemek değil; kendi yüzümüzün en taze, en sağlıklı ve en doğal halini ortaya çıkarmak olmalıdır” dedi.
Mevsim geçişlerinin cildin biyoritmini en çok zorlayan dönemler olduğunu ifade eden Dr. Cansabuncu, “Mevsim geçişleri, özellikle yazdan sonbahara veya kıştan bahara geçiş dönemleri, cildimizin biyoritminin ve bariyer fonksiyonlarının en çok zorlandığı dönemlerdir. Sıcaklık ve nem değişimleri, cildin florasını bozar, epidermal su kaybını artırır ve leke mekanizmalarını tetikler.
Tıbbi ve biyolojik açıdan, bu dönemde cildimizi korumak ve restore etmek için yapmamız gereken ilk 3 temel adımı şöyle sıralayabiliriz:
Epidermal bariyeri onarmak ve nem dengesi kaybını önlemek: Mevsim değişiminde cildin en dış katmanı stratum corneum nemini kaybeder, incelir ve hassaslaşır. Evde seramid ve hyaluronik asit içerikli bariyer onarıcı ürünler kullanılmalıdır. Klinikte ise saf hyaluronik asit ve peptid takviyeleri sağlayan Mezoterapi ve Nem Aşıları ile cildin nem tutma kapasitesi hücresel düzeyde yeniden inşa edilmelidir. Hücresel hasarı temizlemek ve antioksidan zırhı oluşturmak: Yaz veya kış şartlarından çıkan ciltte serbest radikal hasarı birikir. Bu geçiş döneminde cilde mutlaka C Vitamini, Glutatyon ve Polinükleotid (Somon DNA) gibi güçlü antioksidan ve hücresel onarıcı ajanlar entegre edilmelidir. Güneş korumasını mevsime göre güncellemek ve profesyonel bakım yapmak: ‘Hava bulutlandı’diyerek güneş koruyucu bırakılmamalıdır. Ayrıca gözeneklerde biriken ölü hücre tabakasını cildi tahriş etmeden temizleyen Karbon Peeling veya medikal nem bakımları ile cildin hücresel yenilenme hızı desteklenmelidir.”
“18 YAŞINDA BAŞLIYORLAR”
Kliniğe başvuran yaş grubunun genellikle 18-22 yaş aralığında olduğunu belirten Dr. Cansabuncu, reşit olmayan grupta tıbbi zorunluluk bulunmadıkça işlem yapılmadığını vurguladı. Uzm. Dr. Cansabuncu, “Özellikle dijital medyanın, filtre kullanımının ve yüksek çözünürlüklü kameraların hayatımıza girmesiyle birlikte, genç yaş grubunun özalgısında ve estetik farkındalığında ciddi bir değişim gözlemliyoruz. Kliniğimize başvuran en genç yaş grubu genellikle 18-22 yaş aralığındaki genç erişkinlerimiz. Tabii ki 18 yaş altındaki reşit olmayan grupta, tıbbi bir gereklilik veya belirgin bir deformite (örneğin şiddetli akne izleri, ciddi asimetriler) yoksa medikal estetik müdahaleleri etik ve fizyolojik gerekçelerle uygun bulmuyor ve uygulamıyoruz. Bu durumu bir hekim gözüyle değerlendirecek olursam; sürecin hem olumlu hem de dikkat edilmesi gereken yönleri var. Olumlu tarafı, gençler artık cilt sağlıklarına daha erken yaşta sahip çıkmayı, koruyucu hekimliği ve güneşin zararlı etkilerinden korunmayı öğreniyorlar. Dikkat edilmesi gereken tarafı ise, ‘sosyal medya algısı’ ile oluşan beden algısı bozukluklarıdır” dedi.EN KRİTİK KAVRAM: KORUYUCU YAKLAŞIM
Uzm. Dr. Cansabuncu, “Tıbbi literatürde bizim için en kritik kavram ‘Koruyucu Yaklaşım’dır. Genç bir dokuya ihtiyacı yokken aşırı hacim kazandırmak, gereksiz dolgular yapmak o dokunun doğal anatomisini bozar ve erken yaşlanmaya zemin hazırlar. Bu yüzden Doruk Estetik’te genç danışanlarımıza yaklaşımımız; onların yüzünü değiştirmek veya trendlere uydurmak değil; ‘cilt kalitesini korumak’, akne/gözenek gibi problemleri bilimsel olarak çözmek ve onları doğru medikal bakıma yönlendirmektir. Özetle; gençlikte estetik ‘değiştirmek’ değil, var olan sağlığı ve doğallığı ‘korumak’ demektir” ifadelerini kullandı.CİLDİ KORUMANIN ÜÇ ALTIN KURALI
Mevsim geçişlerinin cildin biyoritmini en çok zorlayan dönemler olduğunu ifade eden Dr. Cansabuncu, “Mevsim geçişleri, özellikle yazdan sonbahara veya kıştan bahara geçiş dönemleri, cildimizin biyoritminin ve bariyer fonksiyonlarının en çok zorlandığı dönemlerdir. Sıcaklık ve nem değişimleri, cildin florasını bozar, epidermal su kaybını artırır ve leke mekanizmalarını tetikler.
Tıbbi ve biyolojik açıdan, bu dönemde cildimizi korumak ve restore etmek için yapmamız gereken ilk 3 temel adımı şöyle sıralayabiliriz:Epidermal bariyeri onarmak ve nem dengesi kaybını önlemek: Mevsim değişiminde cildin en dış katmanı stratum corneum nemini kaybeder, incelir ve hassaslaşır. Evde seramid ve hyaluronik asit içerikli bariyer onarıcı ürünler kullanılmalıdır. Klinikte ise saf hyaluronik asit ve peptid takviyeleri sağlayan Mezoterapi ve Nem Aşıları ile cildin nem tutma kapasitesi hücresel düzeyde yeniden inşa edilmelidir. Hücresel hasarı temizlemek ve antioksidan zırhı oluşturmak: Yaz veya kış şartlarından çıkan ciltte serbest radikal hasarı birikir. Bu geçiş döneminde cilde mutlaka C Vitamini, Glutatyon ve Polinükleotid (Somon DNA) gibi güçlü antioksidan ve hücresel onarıcı ajanlar entegre edilmelidir. Güneş korumasını mevsime göre güncellemek ve profesyonel bakım yapmak: ‘Hava bulutlandı’diyerek güneş koruyucu bırakılmamalıdır. Ayrıca gözeneklerde biriken ölü hücre tabakasını cildi tahriş etmeden temizleyen Karbon Peeling veya medikal nem bakımları ile cildin hücresel yenilenme hızı desteklenmelidir.”